Murger Tomb

Murger Tomb
Henri Murger, Cimetiére de Montmartre, Eylül 2015

Wednesday, August 29, 2018

de Baudelaire

Sevgilim,
Bunları sana hem uzaktan
Hem de yanı başından yazıyorum.
Yalnız bir harf var şehirlerimizin arasında
Dudaklarımızın arasındaysa haftalar..

Sevgilim,
Baudelaire ne demiş Paris Sıkıntısı'nda:
"Anlaşmak böylesine güç işte,
düşünceler böylesine birleşmez şeylerdir,
(...) sevişenler arasında bile!"

Dedim ki
Tam tersine
Düşüncelerimiz birleştiğinden
baktığımız her şeyde
sevişiyoruz böylesine..

Asla Gitmiş Olmayacaksın

Nicedir bir yol var aklımda
Uzanan tek yöne
Hem dışarıdaki
Hem içimdeki ülkelere

Yollar büyülü, heyecanlı,
Tekinsiz ve esrarlı
İlk adımı atacak
cesaretim var mı?

Sanıyorum ki ev dediğin
Dört duvar ve eşyalar
değil, kalbindeki odacıklar
ve içine sığdırdıkların.

Öyleyse kolay;
Gittiğin ülkelerde evsiz kalmayacaksın.
Öyleyse imkansız;
Asla onu bırakamayacaksın.

Tuesday, August 21, 2018

SOKAKLARDAN SALONA KLASİK GİTARIN ÖYKÜSÜ

Bir sokak çalgısı olan naylon telli gitar, Endülüs’lü Andres Segovia’nın hayat boyu sürdürdüğü eşsiz ve titiz çalışmaları ve inancı sayesinde sokaklardan konser salonlarına girmiş; hak ettiği saygınlığı kazanarak dünyanın her yerinde kalabalıkları etkileyen bir solo enstrüman haline gelmiştir. Hayatı boyunca verdiği sayısız konserleri, bestecileri etkileyerek yazılmasına vesile olduğu sayısız solo gitar eseri ve gitar repertuvarına kazandırdığı birçok aranje çalışması ile Segovia klasik gitar dünyasına paha biçilemez bir miras bırakmıştır.

Gitar, Pablo Picasso, 1912

Gitarın Doğuşu 


Kordofon (telli çalgı) sınıfından bir çalgı olan klasik gitar günümüzdeki formunu binlerce yıllık bir maceranın sonunda almıştır. Seslerin iki sabit nokta arasına gerilen bir ya da daha fazla telin titreşimiyle üretildiği kordofonların kökeni tarih öncesi çağlara kadar uzanarak Eski Mısır, Hitit ve Antik Yunan eserlerinde karşımıza çıkmaktadır. Günümüzdeki gitara benzer en eski çalgı, M.Ö. 1300’lerden kalma Hititler'e ait bir taş kabartmada görülmektedir

Bir Antik Yunan efsanesine göreyse arzunun ve tutkunun enstrümanı sayılan gitar, Defne ağacının gövdesinden yapılmıştır. Hikayeye göre, aşk perisi Eros tarafından okla vurulan Apollo, genç peri Daphne’ye aşık olur. Ancak tam tersi etkisi olan bir okla vurulmuş olan Daphne, Zeus’un oğlu Apollo’dan köşe bucak kaçmaktadır. Apollo’nun ona yaklaştığını ve yakalamak üzere olduğunu gören Daphne, Nehir Tanrısı olan babasına onu kurtarması ya da başka bir şeye dönüştürmesi için yalvarır ve Apollo’nun gözlerinin önünde Defne ağacına dönüşür. Bunun üzerine Apollo, Defne ağacından ilk gitarın öncülü sayılabilecek olan liri yapar.


Sonradan lavtaya (lut olarak da bilinir) dönüşerek gitarın atası sayılan ud, Ortaçağ’da İspanya’nın Endülüs bölgesinde İslam Devletleri'nin hüküm sürdüğü dönemde Avrupa’ya gelmiştir. 15. yy'da Endülüs’teki Müslüman hakimiyeti sona ermesine rağmen etkisi uzun süre devam etmiş; bu dönemden kalma İslam, Sefarad ve çingene kültürlerinin harmanlanmasıyla oluşan Flamenko günümüze kadar popülerliğini korumuştur. 16. yy'da hem solo hem de eşlik amacıyla Rönesans gitarı denilen çalgı kullanılmış; sonrasında 17. yy'da yerini Barok gitara bırakmış; bu ise 18. yy sonlarında Romantik gitara dönüşerek ömrünü tamamlamıştır. Romantik gitarın yerini 19. yy'ın son çeyreği ve 20. yy'ın ilk yarısına damgasını vuran gitar yapımcısı İspanyol Antonio de Torres’in adıyla anılan Torres gitarı almıştır. Günümüzde tüm dünyada “klasik gitar” ismiyle anılan ve yeni yapım teknikleriyle üretilen gitarlar kullanılmaktadır. Gül ağacı, maun, abanoz, ladin gibi birçok farklı ağacın bir arada kullanılabildiği bu gitarlarda neredeyse ormanın sentezlendiği düşünülürse günümüz gitarlarının eriştiği büyülü tını daha da anlamlı hale gelmektedir.

13. yy. İspanyası’na ait bu minyatürde
“guitarra latina” (Latin gitarı)
ve “guitarra morisca” (Mağrip gitarı)
isimleriyle anılan iki çalgı görülmektedir.



Andres Segovia ve Modern Gitar Müziğine Yön Veren Besteciler 


20. yy. gitar müziğinin en büyük virtüözü olarak kabul edilen İspanyol Andres Segovia, klasik gitar müziğinin bugünkü düzeyine gelmesinde büyük katkılarda bulunmuş; birçok bestecinin hayranlığını kazanarak gitar için birçok eser yazılmasını ve gitarın konser salonlarındaki yerini almasını sağlamıştır. 

8 yaşından itibaren müzikle uğraşmaya başlayan Segovia, ailesinin “saygın olmadığı” gerekçesiyle karşı çıkmasına ve hukuk eğitimi alması yönündeki ısrarlarına rağmen gitarın büyüsüne kapılmıştır. 1912 yılında henüz 19 yaşında ilk kez Madrid’e gittiğinde, burada ünlü gitar yapımcısı Manuel Ramirez’in atölyesine yaptığı ziyaret belki de klasik gitarın yazgısını değiştirmiştir. Segovia’nın atölyedeki bir gitarı çalışına hayran kalan Ramirez, gitarı ona vermek istemiş ancak Segovia parası olmadığı için bunu alamayacağını söyleyerek reddetmiştir. Bunun üzerine “Delikanlı, lütfen bu gitarı al ve çalmayı asla bırakma. Ücretini bana parayla değil, klasik gitarı meşhur ederek ödemeni istiyorum.” diyerek Segovia’ya İspanyol klasik gitarının gelecek 30 yıllık serüveninde eşsiz bir rol oynayarak kendisine eşlik edecek olan enstrümanı vermiştir. 

İlerleyen yıllarda Segovia Avrupa, ABD ve Güney Amerika’da gerçekleştirdiği ve büyük başarı sağlayan konser turneleriyle, dikkatleri hem kendi üzerine hem de solo konser enstrümanı olarak klasik gitarın üzerine çekmeyi başarmıştır. Segovia, gitara başladığında gitarın sanat icrası için değil, popüler eğlencelerde şarap ve kadınlarla birlikte şarkılara ve dansçılara eşlik etmek için kullanıldığını ifade etmektedir. Çalgı üzerindeki algının değişmesiyle gitar, tüm dünyada büyük konser salonlarında kendisine yer bulan bir çalgıya dönüşmüştür.

Segovia, çocukluğunda içinde yeşeren müzik tohumunun 10 yaşında Granada’daki Elhamra Sarayı’nı ilk kez gördüğünde ekildiğini düşünüyor.

Geçmişte sadece gitarist kökenli bestecilerin eser verdiği ve büyük ölçüde İspanyol etkisinde olan gitar müziği, 1920 sonrasında Andres Segovia’nın girişimleriyle gitarist olmayan ve daha çok senfonik eserler veren bestecilerin katkılarıyla, büyük form ölçekli, melodik ve armonik açıdan zenginleştirilmiş eserlerle genişlemiştir. Segovia bu durumu, “Ben başladığımda gitar bir kısır döngü içindeydi; gitar için yazan besteci yoktu, çünkü virtüöz gitaristler yoktu.” diyerek açıklamaktadır. Gitar müziğinin kanıksanmış İspanyol olma özelliği bu süreçte kırılıp Meksikalı, İtalyan, Brezilyalı ve Polonyalı bestecilerin eserlerinin seslendirilmesiyle evrensel bir boyuta taşınmıştır. Bir zamanların garip, başıboş sokak çalgısı olan solo gitar için 1950’lere kadar gitarist olmayan besteciler tarafından 300’den fazla eser yazılmıştır.

Gitar Tınısının Eşsizliği 

İspanya tarihinin başlangıcından beri sokaklarında Endülüs ruhunun melankolik bir yansıması olan gitar sesinin yankılandığı rivayet edilmektedir. İspanyol şair Eugenio d’Ors Gitarın Şarkısı adlı şiirinde gitar tınısının büyüsünü ve doğallığını anlatmak için “Piyanonun şarkısı söylev, çellonun şarkısı ağıt, gitarın şarkısıysa şarkıdır.” demiştir.

Yaşlı Gitarcı, Pablo Picasso, 1904

Segovia gitarı, bizimkinden daha küçük ve narin bir gezegenden duyduğumuz ya da teleskobun tersinden bakılan bir orkestraya benzetmektedir. Gitarın şiirsel ve melankolik sesinin, tını çeşitliliği ve armonik zenginliğinin onu kendisine çektiğini söylerken içinde tüm orkestrayı barındıran eşsiz bir çalgı olduğunu belirtmektedir.

Türkiye’de Klasik Gitar 

Türkiye’de gitar ilk olarak 18. yy sonlarında Osmanlı Sarayı’nda kullanılmış; bu dönemde saraydaki bazı müzik dersleri gitar eşliğinde verilmiştir. 1830’lardan sonra ise Fasl-ı Cedid adı verilen ve doğu ve batı müziği enstrümanlarının birlikte kullanıldığı fasıl gruplarında bir eşlik çalgısı olarak yer almıştır. 19. yy sonlarıyla 20. yy başlarında İstanbul’da saray dışında da Batı müziğine karşı giderek artan ilginin sonucunda çoğunlukla popüler müzik topluluklarında ya da şarkıcıların arkasında bir eşlik çalgısı olarak kullanılmıştır. Gitarın giderek yaygınlaştığı bu dönemde çoğu Rum evinin duvarında bir gitarın asılı bulunduğu ifade edilmektedir.

Gitar-Kolaj, Pablo Picasso, 1913

Cumhuriyet döneminde çalgının yaygınlaşmasında kurumsal ve akademik çalışmalardan çok bireysel çabaların öne çıktığı görülmektedir. Ülkemizde ilk klasik gitar konserleri 1930’lu yıllarda İstanbul’da yaşamakta olan Andrea Paleologos tarafından gerçekleştirilmiştir. Paleologos, Cumhuriyet’in ilk 50 yılında klasik gitar eğitiminin de öncü ismi olmuş, yetiştirdiği öğrenciler Ziya Aydıntan, Can Aybars ve Reşit Ertüzün’le birlikte klasik gitar eğitimciliğinin ilk kuşağını temsil etmiştir. Türkiye’de klasik gitar akademik olarak ilk kez 1973 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü’nde, sonrasında 1977 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda okutulmaya başlanmıştır. 2015 yılında yapılan bir araştırma ülkemizdeki 26 konservatuvarın 16’sında klasik gitar eğitiminin yer aldığını ortaya koymuştur. Günümüzde gitar neredeyse herkesin yaşamına az veya çok değebilmiştir. Türkiye’deyse özellikle son 10 yıldır yaygınlığı artarak daha çok genç tarafından çalınmaya, konser salonlarında kendine daha çok yer bulmaya ve giderek daha çok insanın kalbinde yer kazanmaya başlamıştır.

Klasik Gitar Dinleme Önerileri

J. S. Bach Çello Süitleri (gitar uyarlamaları) 
Domenico Scarlatti Sonatlar (gitar uyarlamaları) 
Joaquin Rodrigo Concerto de Aranjuez, Soylu Bir Centilmen İçin Fantezi 
Federico Moreno Torroba Suite Castellana ve Piazas Caracteristicas 
Mario Castelnouva Tedesco Gitar Sonatı, Op. 77 
Enrigue Granados 12 İspanyol Dansı


*Bu yazı, Anadolu Sigorta'nın iç yayın organı olan Maksimum Biz dergisinin 2017 yılı bahar sayısında yayımlanmıştır.
https://www.anadolusigorta.com.tr/i/content/134_2_Maksimum_Biz_Mayis_2017.pdf