Murger Tomb

Murger Tomb
Henri Murger, Cimetiére de Montmartre, Eylül 2015

Saturday, February 8, 2025

Bir yeni yıl öyküsü / Kaos Teorisi

Son zamanlarda hayatının hem en iyi hem en kötü günlerini yaşıyordu. 10 yıl süren ilişkisi barışçıl bir boşanmayla sonlanmışken, 10 ay önce yeni bir aşka yelken açmıştı. Sanki işleri biraz daha zorlaştırmak istermişçesine, hiç beklemediği bir anda karşısına çıkan bu kadınla farklı ülkelerde yaşıyorlar ve uzak ilişki deniyorlardı. 

“Zaman her şeyi yoluna koyacak, kendine, bana, sevgimize güven.” demişti Ceren. “Yollar yürümekle aşılır, birbirimizin elini bırakmadığımız sürece, gelecek bize sadece daha da iyilikler getirecek.”


Buna inanıyordu, tüm kalbiyle inanmak istiyordu. Ceren’in yanına geldiği ve birlikte oldukları günler, aşkı meydana getiren tüm kimyasalları salgıladığından olsa gerek, gözü başka birşey görmüyor ve çok güçlü hissediyordu. Dante’nin İlahi Komedya’da Cennet’teki sevgilisine ulaşabilmek için binbir zorluga katlanması gibi, Emre de 9 kat cehennemi, Araf’ı ve Cennet’in kapılarını göz kırpmadan aşabilirdi.


Yalnız kaldığı haftalar ise adeta bir karabasana dönüşüyor, kendi şeytanlarıyla boğuşan bir Don Kişot oluveriyordu. Tek dileği, hikayelerinin bir Shakespeare trajedisine dönüşmemesiydi. Bazen hikayenin sonunu merak ediyor, sandığından daha yakın olması ihtimali onu kaygılandırıyordu.

Gerçekte ise Emre, bunu kendisi fark etmese de ünlü yazar Borges’le aynı gün doğmuştu ve ilhamını tarihten ve doğduğu topraklardan alan gerçeküstücü bir bakış açısı onun da hayata bakışında etkiliydi.


Kişisel hayatlarının, kariyerlerinin, ailelerinin durumuna göre henüz nerede bir araya gelecekleri belirsizliğini sürdürse de, ikisi de bir gün aynı şehirde yaşayacakları hayaline tutunuyorlardı. O zamana kadar, en az ayda bir, bazen birkaç kez birbirlerinin yanına uçuyorlar ve bir süre beraber yaşıyorlardı. Ve evet, özlem bazen dayanılmaz oluyor, neşelerini gölgeleyebiliyordu. 


30 Aralik 


2024’ü 2025’e bağlayan yeni yıl, birlikte geçirmeleri için yine müthiş bir fırsat sunmuştu. Ceren, 30 Aralık’ta İstanbul’a gelmişti. 

Her zaman onu havaalanında elinde çiçeklerle beklemesine rağmen, bu defa gelişi mesai saatine denk gelmesi sebebiyle Emre onu evde beklemişti. Kapıda karşılaştıklarında birbirinin kollarına atlamamak için zor tutmalarına karşın, hüzünlü bir tutuklukla :

-“Hoş geldin.” dedi Emre. Aynı anda Ceren

-“Hoş geldim.”

-“Ya gel buraya.” diyerek güçlü ve uzun kolları arasına aldı Ceren’i. Yüzlerce küçük öpücük kondurdu yanaklarına, dudaklarına, saçlarına, ellerine.

Ceren de hemen koyverdi. Yeni duş almış Emre, mis gibi kokuyordu. Sıcacık sesi, tüm vücudunu titreten dokunuşlarıyla bir anda sevgilisinin güven veren kucağında olduğunun ayırdına vardı. Koyu kahverengi gözlerini, Emre’nin açık kahverengi, ışıl ışıl sevgiyle bakan gözlerine dikerek:

-“Çok sevişmek istiyorum şuan.” dedi. 

Emre gülümsedi, “gel sevgilim” diyerek elinden tuttu ve heyecanla yatak odasına yürüdüler..


Tekrar kavusmanin nesesi ikisini de sarmisti. Gunun devaminda arkadaşlarıyla buluştular. Birbirleriyle tanışmalarını borçlu oldukları ortak arkadaslari, bir kaza geçirmiş ve bacağı kırılmıştı. Onun evden disari ciktigi ilk gunu kutlamak icin disari ciktilar. Haberler iyiydi, arkadaşlariı “birkaç hafta sonra alçı çıkacak” dedi.


Eve dönme vakti gelmişti ama son bir bira için ArkaOda’ya gittiler. ArkaOda’da romantik ve erotik anlar yasamayi seviyorlardi.


Ertesi gun yeni yılda lezzetli bir balık, yanına Türk ve Fransız mezeleriyle lezzetli bir yemek hazırladı Emre. Ceren'in Almanya'dan getirdigi el yapımı bir Riesling’le taçlandırdılar. Tam gece yarisi olmadan biraz once disari ciktilar. Kadıköy görece sakindi. Havai fişek atıldı mı bilmiyorlardı, görmediler. Umarım yeni yılda da hep boyle beraber olurlardi..


1 Ocak, şaşırtıcı derecede güneşliydi. Hava durumu gelecek hafta için fırtına uyarısı veriyordu, bu nedenle güneşin her damlasından yararlandıklarına emin olmak için Moda İskelesinde oturup kahve içtiler. Bostancı vapuru yanaştı, Emre Ceren’e kendisinde de olan vapur bacası kalemlikten hediye almıştı. Ceren bununla bir kere daha doğru adamla olduğundan emin oldu, onu düşünen ve seven bu kişi, onun geleceğiydi.


Hep erteledikleri Oyuncak Müzesine gitme planini bu defa yaptilar. Cok tatliydi, hem gidis hem donus yolu, hem de degisik temali oyuncaklar. Icindeki cocugu da seviyordu ve onunla icindeki cocuk sevildiğini hissediyordu. 


Yemekleri genelde Emre yapiyordu ama Ceren de marifetlerini gostermek istedigi icin Menemen yapmayi teklif etmişti. Zaman kalmadigindan bu defa yapamadı, ama bir dahakine yapacağına söz verdi.


Ayrılık vakti yine gelmişti, bu defa ilk kez bir daha ne zaman görüşeceklerini planlamamışlardı. Ama birkaç aydan daha uzun ayrı kalamayacaklarını biliyorlardı. 

Sürekli en yüksek ve en düşük duygu hallerine girip çıkmak ikisini de yoruyordu. Ama bu belirsizlik ve özlemden mi bilinmez, aralarında hep tarifsiz bir cinsel çekim vardı. Bir küçük dokunuş, minik bir öpücük, masum bir sarılma hızla, kendilerini yatakta buldukları bir fırtınaya dönüşebiliyordu. 


2 Ocak 


Uçağı kaçırmamak için 10 dakika içinde çıkmaları gerekiyordu. Bu arada giyinmiş, birbirlerine sarılırlarken Ceren Emre’nin elini tuttu ve pantalonunun belinden içeri girecek şekilde aşağıya doğru indirdi. Küçük bir “Vaktimiz yok” itirazına aldırış etmeden külodunun içine doğru soktu. Eli bacaklarının arasındayken, orta parmağını kl.torisinin üzerinde hafifçe bastırarak biraz gezdirdi ve iyice kayganlaşan vaj.nasından içeri soktu. Belki şuan 8-9 dakikaları kalmıştı ama bu ıslaklığı hisseden Emre hızlıca ikisinin de pantalonlarını indirdi. Şuan yere paralel halde duran s.ki, sıradaki hareketinin ne olduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde gösteriyordu. Ceren’i yatırdı ve içine girdi. 

Zaman durmuş gibi gelse de ikisine, bitirdiklerinde gitme vakti gelmişti. Yüzlerinde asılı kalan muzip bir gülümsemeyle, valizleri alıp yola çıktılar.


Ceren, eskiden İstanbul'da bıraktığı bazı kitap ve kıyafetlerini arkadaslarinin evlerinden alarak Emre’de bırakmıştı. Gidip geldikçe götürüyordu. Bu defa, nota kitaplarının sonuncularını da yanına almıştı ve artık sadece bazı eski dergiler ve piyano resimlerinin oldugu iki cerceve kalmıştı. 


İlk kez Sabiha Gökçen'den kalkıyordu ucagi ve sabah 6’da Kadıköy'den tek metroyla gittiler. Siyah bir kabin bagajı ve sırt çantasıyla pasaport kontrolünden geçti. Yine kalbi İstanbul’da kalmıştı.

Havaalanları onlar için hem ilişkinin en mutlu hem de en mutsuz anlarının yaşandığı mekanlara dönüşmüştü.


2 Ocak günü İstanbul - Lüksemburg uçuşu genel anlamıyla sakin ve olaysız geçse de, yaklaşık 10 dakika kadar süren türbülans Ceren de dahil herkesi korkutmuştu. Birlikte geçirdikleri her ani dolu dolu gecen gunlerin yorgunlugu ile uçağa biner binmez ici geçerek gozleri kapandi. İki saat sonra turbulans onu belli belirsiz rüyasından uyandırdı. Bu sırada pencereden bakarken çakan bir şimşek ve karşı yönden gelen bir uçak gördüğünü sandı ancak uçakların birbirini görüş mesafesinde olmalarına ihtimal vermediği için göz yanılsaması diyip geçti.. 


İndiğinde Emre’ye sevgi dolu bir mesaj attı. Hava çok soğuktu, hızla evine gitti ve geçen günlerin yorgunluğuyla erkenden uyudu.


Akşam Emre, ortak arkadaşlarının doğum günü için dışarı çıktı, birkaç birşey içti. Az da olsa kafa dağıtmak iyi geliyordu böyle günlerde. Gece olduğunda iyi geceler mesajını yollayıp huzursuz bir uykunun serinliğine teslim oldu. 


3 Ocak

Son aylar yoğun geçiyordu her ikisi için de. Kışın kendini en çok hissettirdiği ve insanın modunu yüksek tutmasını iyice zorlaştırdığı haftalardı. Bu ilişkilerine de yansıyor, bazen günde bir günaydın, bir iyi uykular’dan başka iletişim kurmadıkları oluyordu. 

Emre, Ceren’in yanına gitmenin planlarını yapıyordu ama annesi, eski eşi ve işiyle ilgili konular hareket kabiliyetini azaltmıştı. Ceren’i çok özlüyordu ama gelecekle ilgili içindeki korkuyu bir türlü tanımlayamıyordu. 


Ertesi gun, evdeki yalnizliginin daha fazla yoğunlaşması disinda, her zamanki gibi bir is gunuydu. Bagimsiz calisan bir yazilimci oldugu icin her gun evden calisiyordu. Kediler de olmasa evde cit cikmiyordu. Kahvaltisini bitirmis ve günün ikinci yarısına başlayacakken telefonu çaldı, aklından geçenleri hissetmişçesine, arayan Ceren’di.

-“Selam kuzum, naber?” Sesinde muzip bir neşe vardı.

-“iyiyim balım, sen?” diye yanıtladı Emre neşesine ortak olmaya çalışsa da tam olamayarak.

-“iyi ben de, evde misin?”

-“evet, noldu?”

Bir anda kapının zili çaldı. 

-“açsana” diyip kapattı Ceren.


Afallayan Emre, bilgisayarda işine ara verip kapıya gitti. Açtığında hayalet görmüş gibi oldu çünkü Ceren karşısındaydı. Sürpriz yapmıştı demek!


“Havaalanından metroyla geldim senin çalıştığını bildiğim için. Seni çok özledim, gel sarıl.”

“Aa noluyor, sevinmedin mi geldiğime..”


İlk şaşkınlığını atan Emre cevap verdi

“Burada olduğuna inanamıyorum!”, “çok güzelsin!”


Sarıldılar. Ceren ne ara gitti, ne ara geldi, bunu ne zaman konuşmuşlardı.. Öpüşmeye başladılar. Teninin sıcaklığı, tutkulu nefes alış verişleri ve belinin altında gezinen parmaklarına aklını kaptırmışken nedense bu sorular hemen aklından uçup gitti…


Ruya gibi bir sevismenin ardindan, yatakta birbirlerine sarilip sohbet ediyorlardi:

“Sevgilim, haftasonu Samatya’ya raki icmeye gidelim mi, ne zamandir denk getiremedik.” 

“Olur balim, gidelim” diye yanitladi Emre. “Ne zaman döneceksin?”

“Pazartesi yine ogleden sonra uçağıyla donecegim.”

Oh, koca bir haftasonlari vardi birlikte. Niye gitmis gibi yapip ertesi gun sürpriz yaparak geldiğini cok sorgulamadı, yeni yil yogunlugu baslamadan Ceren birkac gun daha izin almış olmaliydi.


Ceren kosuya disari cikti, Emre calismak icin odasina dondu. Bu arada telefonuna bakti, Ceren’den mesaj gelmisti:

“Naber kuzum, nasil gidiyor?”

“Iyi bitanem, calisiyorum evdeyim hala, sen?”

“Iyiyim ben de cok yorgunum. Ozledim seni..şimdi sıcacık kollarında olsaydim keske”

“Sen gel bebegim seni isitirim ben”

“Ya isitsana, burasi cok soguk yine… 

Ne zaman kavusacagiz..?” 

Kosuya cikmisken bu konulara girmesini tuhaf buldu Emre ama

“..Sen bu arada vize basvurusu icin randevulara bakiyor musun?”

“Evet balim, bu ay basvuracagim yine. Akşam konuşuruz istersen.”

“Tamam canim, akşam erken uyurum ben belki. Haber ver bana gelişmeleri^^. 

Bir de, ben bu haftasonu da telefon detoksu yapacagim. Beni merak etme, sikintili birsey olursa zaten soylerim.”

Ceren birkac ayda bir boyle telefonsuz haftasonu geciriyordu dopamin dengesi icin. Yalniz zaten yaninda oldugu icin bunu simdi yazmasina ne gerek vardi ona anlamadi. 

“Tamam canim sen yap detoksunu, benlik birşey yok zaten” dedi Emre.

“Opuyorum canim tamam, Iyi calismalar”


Ceren’in Istanbul’da internet paketi olmuyordu genelde, bu defa almis demek ki. Vize isine yine cani sikildi, uzak olmalari yeterince can sikici degilmis gibi bir de sürekli vize almakla ugrasiyordu. Para, zaman, gurur kaybi.. 90'larda yasasalar ana haber bültenlerinde verilen ibretlik kavusamayan asik haberlerine konu olabilirlerdi “Musluman oglanla Hristiyan kizin kavuşmasına aileler onay vermiyor!” günümüzdeki versiyonu “Avrupa birligi asklarina engel” !


Ceren kosudan dondu ve calisma odasinda yanina geldi. Bilgisayarda birbirlerine birseyler gosteriyorlar havadan sudan muhabbet ediyorlardi. Ceren bir ara 

“aa takvimin geri kalmis herhalde, neden acaba” dedi. Emre anlamadi, 3 Ocak 2025 dogruydu. Herhalde yanlis anladim diyip 

“acip kapaninca o duzelir” dedi ve uzamadi.

“Aa sana yeni uykusuzu getirdim bu arada, salona koydum. yolda gelirken havalanindan almistim.”

“Saol bitanem, okurum onu ben yavas yavas”


6 Ocak

Bu hafta sonları da unutulmaz sekilde gecti. Samatya’ya raki icmeye gittiler. Ceren bu defa menenemi yapti. Donus gunu geldi, Emre havaalanina birakti yine Ceren’i. Bu defa eski vedalar gibi uzmemisti onu. Havaalanlari, iliskilerinin bir rutinine donusmustu adeta. Kimi ciftler her ay sinemaya gider, bizimkiler de havaalanina..


Donus yolunda Ceren aradi: 

“Selam hayatim, nasilsin, ozledin mi beni?”

“Selam balim, ozledim tabi ozlemedigim dakika mi var?” Ceren daha yeni ucaga binmis olmaliydi, saat farkindan mi kafasi karisti anlamadi suan nasil arayabildigini. A belki de ucagin internetinden arıyordur dedi.

“Ah bitanem. Detoks cok iyi geldi. Senin vize basvurulari nasil gidiyor, randevu bulabildin mi?

“Gözümde tütüyorsun, en azından ne zaman görüşeceğimiz belli olsa beklemek daha kolay olurdu.”

“Evet, daha randevu bulamadim, biliyorsun. Ama bakmaya devam ediyorum.”

“Tamam canim, aksama arasalim istersen bir planin yoksa”

“Olur bitanem, haberlesiriz.” 

Optum


Bir tuhaflik vardi Ceren’de ama ask sarhoslugu, uykusuzluk ve iste cozmesi gereken problemlerle mesgul kafasi bunun uzerinde cok durmadi. 

Eve dondugunde apartmanda üst kattan inen tanımadığı bir çocukla karşılaştı. Cok tanidik geliyordu ama daha önce onu bu apartmanda görmemişti, herhalde yasli teyzenin torunu ziyarete gelmişlerdir diye geçiştirdi.

Iceri girdi, kedilerle oynarken salondaki yesil koltuga oturdu. Gozu Ceren’in getirdigi Uykusuz’a carpti ve eline alıp okumaya basladi. Yalniz bu gazete bayisindeki kapatan biraz daha farkli geldi, nedenini anlamaya calisirken tarihe bakti “Ocak 2026”.

Hmm, 2026 mi !

İçindeki konular ve gundem de cok farkliydi.  ….



Sanki hersey apacikti ama bir o kadar da gerçek disiydi. Icindeki his giderek güçleniyordu ama akli buna karsi cikiyordu. En sonunda basim hatasi olduguna, yurtdisi ve yurtici dergi içeriklerinin farkli olduguna karar verdi ve bu ihtimali kafasından sildi.


Evde yine yalnız kalmıştı, buna katlanmak istemiyordu yine ve annesini ziyarete gitmeye karar verdi. Annesi, anneannesiyle birlikte Edirne’de yaşıyordu. Teyzeleri de Edirne’deydi. Geçen sene kiz kardesi yanındaydı ama o da yurtdisinda yuksek lisansa gitmişti. Babasinin olumunden sonra ailenin erkegi rolu daha fazla ona kalmıştı ve ailenin kadınlarını yalniz birakmama ve onlara bakma sorumluluğunu hissediyordu. Kucuk yasindan itibaren tasimak zorunda kaldığı bir yuktu bu. Simdi onlarin yaslanmasiyla giderek artıyordu. Acaba kendi hayatini yasamasina engel olacak miydi?


25 Ocak


Anne ziyareti beklediğinden daha iyi geldi. Istanbul’a döndüğünde hayata daha güçlü ve umutlu bakıyordu. 

Bu arada vize randevusu da almisti, Ceren’in yaninda olma fikri onu heyecanlandiriyordu. Yumusak dudaklarindan opmek, sonra diri ve yuvarlak memelerine minik buseler kondururken uclarinin sertlestigini hissetmek, elini kulodundan iceri kaydirdiginda buldugu ıslaklık ve icine girmek icin duydugu karsi konulmaz arzu… bu arada kendi sertliğine engel olamamış ve aklindan gecen bu sahnelerle kemerini cozmustu. Ne zamandir masturbasyon bile yapmadigi icin s.ki suan 2 kat daha büyük ve neredeyse morarmisti. Aklinda Ceren’in icinde gidip gelirken eliyle kendi isini goruyordu ve OH !     


O anda telefonu çaldı, yakalanmış gibi hissetti, arayan Ceren’di.

-“Selam kuzum, naber?” Sesinde muzip bir neşe vardı.

-“iyiyim balım, sen?” diye yanıtladı Emre sesini normalleştirmeye calisarak. 

-“iyi ben de, evde misin?”

-“evet, noldu?”

Bir anda kapının zili çaldı. 

-“Açsana” diyip kapattı Ceren.


Emre hemen elini silip pantolonunu giyerek kapıya gitti. Açtığında hayalet görmüş gibi oldu çünkü Ceren karşısındaydı. Sürpriz yapmıştı demek, YINE!


“Havaalanından metroyla geldim surpriz yapmak için. Seni çok özledim, gel sarıl.”

“Aa noluyor, sevinmedin mi geldiğime..”


İlk şaşkınlığını atan Emre cevap verdi

“Burada olduğuna inanamıyorum!” YINE, “çok güzelsin!”


Sarıldılar. 


Akşam güneş sistemindeki gezegenler ayni anda görünecekti, cok ozel bir geceydi. Ceren hediye olarak teleskop getirmiş, birlikte şehrin kuzeyinde sakin bir koy bulup orada yildizlari seyrettiler. Gece arabada da seviştiler..


26 Ocak


Sabah telefonuna baktiginda Ceren’den bir suru mesaj ve cevapsiz arama vardi. Bu cok tuhafti, Ceren uyanınca ona telefonunun yaninda olup olmadığını sordu. 

“Yanimdaa; bak burda” diye gosterdi Ceren arabanin arka koltuğundan alarak. E gece beni aramadin dimi, ya da mesaj attin mi?”

“Yoo, seninle birlikte yildizlari izliyorduk ya sevgilim”


Mukemmel bir hava vardi sahilde; gunes tembelce doguyor, deniz uyuşuk dalgalarla yeni uyaniyor ve kumsal alabildiğine uzuyordu. 


Emre'nin icinde, ihtimal vermek istemedigi o korkuyla karisik heyecanli gercek disi his büyüyordu. Telefon elinde calmaya basladi tekrar, arayan Ceren’di ama Ceren yaninda su içiyordu!


Arabadan indi, biraz uzaklaştı ve telefonu acti : 

“Alo, Emre?! Canim nasilsin?” diye basladi Ceren. Sesi yorgun, hem kızgın hem de kirgin geliyordu. 

“Eee, iyiyim bitanem. Sen nasilsin, neredesin?”

“Evdeyim, ofise gitmedim bugun evden calisiyorum. butun gece uyuyamadim senden haber alamayınca. Noldu?”

Ne diyecekti? Henuz kendisi bile ne olup bittiğini anlamamisti ki. Telefondaki Cerense, yanındaki kimdi?

“Ee canim, ozur dilerim. Dun cok kotuydum, Edirneden dönünce evde yalnız kalınca moralim çok bozuldu. İçtim biraz ve o halde seninle konusmak istemedim, konusamazdim.” kelimeler agzindan cikarken tutarli olup olmadigini dusunuyordu.

“Ya ama neden bana soylemedin, “iyiyim evdeyim biraz yalniz kalmaya ihtiyacim var” demen yeterliydi. Şimdi ben nerden bilebilirim ki bana dogruyu soyleyip soylemedigini.. 

Ben de cok kotuyum simdi Emre, tam düzeldi derken yine boyle birsey oluyor. Benim artik sinirlarimi asti bu, tamam diyip gecemem. Beni arama artik” deyip kapatti.


Basindan asagi kaynar sular dokuldu, gözleri doldu. Elindeki telefona bakakaldi. Birden aklina gelmişçesine arkasini donup arabaya gitti. Ceren arabada degildi. Esyalari da yoktu, sadece Teleskop vardi. yürüyerek gitmiş olamazdi, hiçbir yerde bulamadı. Aksama kadar orada kaldi, etrafi aradi ama en sonunda pes edip eve dondu..


Apartman kapısından girerken birkac hafta once gordugu kucuk oglan cocugu koşarak geldi, birbirlerine gülümsediler. Bu cocukta cok tanidik birseyler vardi ama kimdi bu.. actigi kapidan onunla birlikte girerek üst kata cikti.


27 Ocak 


Sabah yatakta uyandi, kedisi yine kafasina oturmus ve yanagini yaliyordu. Gozlerini hic açmak istemedi, hicbirsey yapmak istemedi.. Kediyi alip kenara koyarken eli bir omuza carpti.. Anlayamadi, gozunu acti. Ceren yanindaydi !


Gozlerini acti, ona dolu dolu bakti, sonra basini gogsune yaklaştırarak sokuldu.  Emre dusunmeye basladi, deliriyor muydu ?!

Ama 2026 tarihli Uykusuz.. Ve Ceren’le yanyanayken ne kadar gerçek hissettigi. Bu aklimin bir oyunu olamaz..  


“Balim”

“Evet?”

“Bugun gunlerden ne?”

“Pazartesi”

“Yani kaci?”

“27 Ocak, neden?”

“2026 mi?”

“Evet..”

“Ya dusunuyorum da gecen yildan beri neler değişti, hic tahmin edebilir miydin..” 

“Dimi ya, mesela savaşın bitip de rusyaya gidebileceğimizi hic tahmin etmezdim. St petersburg ne guzeldi dimi, Helsinki’den vapurla gecmistik?”


Emre bir ipucu bulmus gibi onu takip etmeye başladı

“Evet dimi, geçen sene bu gunlerde hic kavuşamayacağız gibi geliyordu.”

“Evet hayatim, ben bunun yurumeyecegine emin olmustum artik. Edirne’den dondugun o aksam, telefonlarimi açmadığında, eski eşinle olduğuna emin gibiydim ve bitmisti benim icin. Ama sonra sen senliğini yaptin ve butun korkularimi giderdin, bir daha aşkından asla şüphe etmedim..”


“Dimi; ne yapmistim da ikna oldun, seni kaybettim sanmistim.”

“Hatirlamiyor musun, ucaga atlayip geldin.”


Artik bütün taşlar yerine oturmustu. Kollarinin arasindaki “Gelecek Ceren”i, telefondaki de “bugunun Ceren”iydi. Bugunun Cereni’ni kaybederse gelecek Ceren’i de kaybolacakti. Nasil bu uzay zaman kirilimi yasandi, bu nasil mumkun olabilir, hiçbir fikri yoktu. En baba kuantum profesörü gelse çözebileceğini sanmıyordu ama iste.. 


Saate bakti, Pazartesileri kalkan İstanbul- Lüksemburg ucagina yetismek icin hala zamani vardi. Gelecek Ceren’ini yatakta birakip hizlica hazirlanmaya basladi. “Ben kahvaltilik birseyler almaya çıkıyorum, sen uyumana bak bebegim” diyerek havaalanina dogru yola cikti. 


Yolda biletini almis; havaalanina gelmişti ama vizesi olmadigi icin gecme sansi yoktu.. Gozunu karartip kapilara dogru gitti yine de. Ucaga biniste bir mucize oldu ve binis kartini pasaportunu ve vizeyi kontrol eden görevli onu iceri aldi ! ne? Pasaportuna baktiginda gecerli vizesi oldugunu gordu. Bu nasil olabilirdi? Uzay zaman kırılırken bugunun Emre’siyle gelecek Emre’sinin pasaportlari degismis olabilir miydi? Neyse ne, suan inanamayacagi hicbirsey yoktu.


Luksemburg’a indiginde belki 1000 inci kez aradi Ceren’i. Artik blokladığı icin calmiyordu bile. Dogrudan evine gitti. Apartman kapisinin kilidi olmadigi icin girmesi kolay oldu. Acaba evde miydi yoksa disarida mi? Sansini deneyip kapiyi caldi, acan yok. Sonra bir daha, bir daha. Beklemeye basladi. 


2 saat sonra araba sesini duydu, gelmisti. Ne diyeceğini cok dusunmustu; gelecek Ceren’inden bahsedemezdi kesinlikle çünkü bu onun tamamen zir deli gibi görünmesinden baska bir ise yaramazdi. Soyleyebilecegi tek dogruyu, kalbinden geçenleri söyledi. 

“Seni seviyorum, sen benim bugunum ve geleceğimsin.” 


İkisi de gözyaşlarına boğuldular ve hic olmadigi kadar guclu sarıldılar birbirlerine. 


Apartman kapisi aralandi ve gulumseyen kucuk bir erkek cocugu girdi iceri. Bu, istanbulda apartmanda gördüğü çocuktu. En sonunda, kendi çocukluğuna benzediğini fark etti. Ve anladi. 


Birbirlerine gülümsediler ve elleri bir daha hic ayrilmadi…  



Sunday, September 29, 2024

Being different, being Orange

Streets of the New York City, 2021
Streets of the New York City, 2021

Recently, I discovered something about myself that sheds light on my past and also illuminates my everyday social struggles in a new way. It is not easy to share this, knowing others may hear about it and be judgmental. However, I finally feel that many things that hurt me and that I thought were my mistakes were not my "fault" but were just how I function. The mystery of being smarter than others in some areas while being really naive in others now makes sense under this new light. What made me feel different in a good way when I was 11-14 years old and in a very bad way when I was 28-34 was the same thing.


I prefer not to use the general name for it, but let's say "Orange." I think I'm Orange.


Many things have made me feel unfortunate in my life. Some social events affected me in a really bad way, and I didn't understand why people reacted the way they did. I didn't understand why I was treated that way. It was also confusing when people told me things about myself (about my capacity, skills, behaviors, etc.) that I didn't see in the same way. It was as if they saw something about me that was not visible to me.


I also suffered from manipulative and abusive people, especially in my romantic relationships. I allowed my significant others to violate my interpersonal boundaries. The analysis we could make (with my friends) was that "toxic people find good people like you, and you are just a good person."


Many things I thought stemmed from being "introverted," but I didn't know where my introversion came from. Walking around with earphones all the time... My parents didn’t understand my desire to be alone a lot and tried to force me into uncomfortable social settings (this, I thought, was the destiny of all kids, by the way).


Being an alcoholic out of not knowing how to regulate emotions or using drunkenness to manage socially difficult situations, including intimacy, and similar eating disorders.


Playing piano, wanting to play an instrument by hearing the sound of the instrument (piano, baglama, etc.), and playing it by myself every day without anyone pushing me.


Why I am extremely slow at washing dishes, cutting vegetables, even eating at normal times.


Being Orange as a manager is also extremely difficult due to overthinking about other people's thoughts about you and how your actions make other people feel. You end up constantly feeling others' stress and feeling incapable because you think you are the cause of their stress and feel judged by others for anything you have done, said, or not done or not said.


There is also a weird confusion about how to behave towards authority figures, be it a parent, a teacher, or a Director at work. There is heightened awareness of how they will think about you, considering that they hold power over you and can affect you.


People-pleasing and conflict avoidance—could they also be part of it? I thought I was especially avoidant of conflicts due to the domestic state when I was growing up, but there could be a part of not being able to read others' feelings or maybe being too aware of others too.


Under extreme stress, such as moving to a new country by myself, I lost some abilities like my French and English skills and hesitated in self-care.


It is still early to share concrete examples (being isolated in high school, getting fired from my first job, etc.), but in my mind, everything is clear. Somehow, everything fits into being Orange, and I don't feel confused anymore.

Wednesday, June 12, 2024

I'm a loser

I’m a loser, and maybe amuser,

I was a substance abuser and now sober


I wanna go to Vancouver and become a producer

I’m a wanderer, no matter which Gender,


I’m a loser, cuz I'm single,

My body is a temple, anyone can enter..


Martin Luther King was a dreamer

but I lost my dreams and I’m just a joker,


I’m a loser, not a composer or singer,

My mother never wanted me to be a performer


I lost all my hope, With each fallen bomb

Stop this massacre, stop the war, 

Workers are getting poorer, Rulers are getting richer


 I’m a loser, I lost it all

 but it’s not over.


I loved a veggie farmer, He was a drug dealer

I've met his mother and father, he left me 1 week later 


I’m a loser, and also a loner,

I would never be normal





I‘m a loser. I’m getting older
 but it’s not over..



C G A_ F


C_ G A_ E


Thursday, June 6, 2024

Ghost in the Shell

Recently I had a dream, where in a dark city, I was chasing the Ghost in the Shell. It is a famous animation movie from 90s, which is referring to the rise of computers, software and network. Shell (Coque) is the commander of the system in computers. Do souls even exist? What makes a human human and not only machine? Isn't the dreams, your ghost (subcontiousness) talking to you? 

There should be a reason why I had this dream. One week later, in Brussels, on my last day of Standup Comedy marathon*, it revealed to me that: It's me! I was the ghost who felt away from the shell; from my body. Like Lucas told me in Buenos Aires, I was not in my body. When I dance tango, when I embrace my partner, he couldn't feel me, because I was not there. 

I was in search of myself for the last 20 years, which was lost after the joke incident in high school, also veiled by drinking and false goals. That self had to die. 

Which, finally died when I moved away from my country. Left without a goal, suffered from depression and burn out, with alcohol and weed abuse, I had to find the real purpose in my new country.

It is strange because I always saw myself as a nomad, as a free spirit who change places, people, a decendent of "Yoruk"s. But in reality, changing homes, people and countries feels so hard, why? Maybe I have both in me, leaver and stayer.

I was at a point that, I didn't want more, it was okay, this life, all the experience and pain was enough. I didn't desire more, nor I had the will to do more. That point of selflessness, desirelessness and freed from all attachments should be the zero point. 

I wished to sleep and not wake up again. I wanted to not wake up again. It is a state that you have nothing and there is nothing to lose. Comes from giving up from things that you had, including people, several times. You learn to let go, you learn that nothing is eternal and everything may go. So did yourself. I let go of myself, and that self died. I was a shell. I didn't have dreams for a long time, because of weed. I wasn't in touch with myself; my ghost couldn't enter to the shell. I feel like it was not the first nor the last time of myself ever died or will die. 

Physically, I was weak too, the shell was not able to carry its ghost. I even passed out for the first time in my life, at the end of March. Because I was not able to sleep. Maybe from June 2022 to January 2024. The only times I remember that I slept was once in Buenos Aires and once last night in the apartment in Howald. 

Now, at the age of 35, I'm just beginning to be me! I finally speak, tell my story, I try to show my true self to people, through comedy, finally I don't fear to speak my mind, and be me!

Now, the Ghost is returned to the shell; infact, it is not a ghost of real me anymore, but it's me, my mind and body. My soul and my body is reuniting. 


*22 May Storytelling

23 May Updown 

24 May Fake Freuds

27 May Florence

28 May Palestine

29 May Rainbow + Carlitos

30 May Saarbrucken

2 June Hecklemania

3 June Side Splitters

4 June Raiders

5 June Social Club

6 June Countdown

7 June Funny Woman Brussels 

https://youtube.com/playlist?list=PL2maSvREZvMSrD_Lc8CXm6hkBpvN5oeqM&si=MFWrCaS_B_gSlXNM


Note from October 2024: I soon found out what was really inside me in June 2024 and why I felt like there was a ghost in my shell..

Monday, June 5, 2023

Güneşimi Kaybettim

Güneşimi kaybettim

Heryerde aradım, evde, sokakta, tren garında

Çarşafların arasında, yastığımda

Balkonda, solmuş çiçekte

ve insanların gözlerinde

Gündüz gökyüzünde gece ayışığında aradım

Durmadım her köpek havlamasında

ve yaprakların hışırtısında

Ormanda ağaçların gölgelerinde

Yoktu

Denizi severdi, deniz kokusunu takip ettim

Kuzeyde Hamburg batıda Ostende ve güneyde İzmire

Belki bir nehri takip etti,

Paris’te Sein’de aradım, Viyana’da Tuna’da

Hayalleri ve hikayeleri severdi

Kitap sayfalarına baktım

Silik notlara ve kıvrımlara

Piyano tuşları ve notalardaki notları

Tüm şarkıları tekrar tekrar dinledim

müziğim oldu

Saklandığı filmleri izledim ve

Tango dansçılarının sarıldığı milongaları

Bulamadım

Rüyalara düştüm, 

Benim senin onun düşlerine daldım

Döndüm içime baktım

Ruhumda, kalbimde aradım

Yoktu

Güneşimi kaybettim